Van'ı tanımak için işe şehrin ortasında yükselen kayalıktan başlamak gerekir. Bugün Van Kalesi dediğimiz yer, yaklaşık 2.800 yıl önce Urartu Krallığı'nın başkenti Tuşpa'ydı. Şehrin adı, kimliği ve bugünkü yerleşimi büyük ölçüde bu kayalığın çevresinde şekillendi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı kayıtlarına göre Van Kalesi, Urartu Kralı I. Sarduri döneminde, MÖ 840–825 yılları arasında inşa edildi. Van Ovası'nda doğu–batı yönünde uzanan kaya kütlesinin üzerindeki kalede Madır (Sardur) Burcu, Analı Kız Açık Hava Tapınağı, Bin Merdivenler ve I. Argişti, Menua ile II. Sarduri'ye ait olanlar dahil sekiz kaya mezarı bulunuyor. Surların temelleri doğrudan ana kayaya oyulmuş. Kalede Osmanlı döneminden kalma Süleyman Han Camii de var. Van Kalesi 2016'da UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne alındı.
Urartu mirası kaleyle sınırlı değil. Şehrin 24 km güneydoğusunda, Gürpınar Ovası'ndaki Çavuştepe Kalesi'nin Urartuca adı Sardurihinili, yani "Sarduri'nin kurduğu şehir". Aşağı ve yukarı kaleden oluşan yapıda tanrı Haldi ile İrmuşini'ye adanmış iki ayrı tapınak, saray kalıntıları ve kayaya oyulmuş su sarnıçları bulunuyor. Tek yerleşimde iki ayrı tanrıya tapınak yapılmış olması, burayı bölgenin önemli kült merkezlerinden biri yapıyor.
Kalelerde gördüklerinizi tamamlamanın en iyi yolu Van Müzesi. 2019'da açılan yeni binada 23 sergi salonunda Urartu'dan Roma'ya, Bizans'tan Selçuklu, Akkoyunlu, Karakoyunlu ve Osmanlı dönemlerine kadar uzanan eserler sergileniyor. Kral Menua dönemine ait bronz aslan heykeli, I. Argişti adına çivi yazısı taşıyan boncuk, altın ve gümüş bilezikler koleksiyonun öne çıkan parçaları arasında. Müze, Van Kalesi'nin yakınında, şehir merkezine yaklaşık 5 km uzaklıkta.
Yaklaşık 3.712 km² yüzölçümüyle Türkiye'nin en büyük gölü olan Van Gölü, suyunun yapısıyla da farklıdır. Göl suyu yüksek oranda sodalı ve tuzludur; pH değeri 9,8 civarındadır. Bu koşullara uyum sağlayabilen tek balık türü inci kefalidir. Yalnızca Van Gölü Havzası'nda yaşayan bu endemik tür, nisan başından temmuz sonuna kadar yumurtlamak için göle dökülen çaylara doğru akıntıya karşı göç eder. Su sıcaklığı 13 dereceye yaklaştığında başlayan bu göç, ilkbaharda Van'ın en çok izlenen doğa olaylarından biridir.
Van–Hakkari yolu üzerindeki Güzelsu (Hoşap) köyünde, sarp bir kayalığın tepesinde yükselen Hoşap Kalesi, giriş kapısındaki kitabeye göre 1643'te Mahmudi Süleyman Bey tarafından yaptırıldı. Farsça kitabe ve aslan kabartmalarıyla dikkat çeken kapıdan geçildiğinde saray, hamam, cami, medrese, sarnıç ve zindan kalıntılarıyla karşılaşılır. Kalenin temelinin Urartu dönemine kadar uzandığı biliniyor.
Şehrin kuzeydoğusundaki Muradiye ilçesinde ise Bendimahi Çayı'nın oluşturduğu Muradiye Şelalesi bulunur. Yazın serinlemek isteyenlerin uğrak yeri olan şelale, kışın buz tuttuğunda bambaşka bir görüntüye bürünür.
Van'da günün en önemli öğünü kahvaltıdır. Sirmo, heliz gibi dağ otlarıyla hazırlanan otlu peynir, un ve tereyağının yumurtayla kavrulmasıyla yapılan murtuğa, kavrulmuş buğdayın bal ya da pekmezle buluştuğu kavut ve karakovan balı bu sofranın temelidir. El sanatlarında ise gümüş üzerine siyah işleme yapılan savatlı gümüş öne çıkar.
Şehrin simgelerinden biri de Van kedisi. Beyaz tüyleri ve çoğu zaman iki farklı renkteki gözleriyle tanınan bu kedi, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi bünyesindeki Kedi Villası'nda koruma altında yaşatılıyor.
Van'ı birkaç günde gezmek isteyenler için şehir merkezi Van Kalesi'ne, müzeye ve göl kıyısına yakın bir başlangıç noktasıdır. Hoşap ve Çavuştepe günübirlik, Muradiye ise kuzey kıyısı rotasıyla gezilebilir. Van'daki otel, bungalov ve villa seçeneklerine göz atmak ve konaklama rezervasyonunuzu yapmak için Tatilox'u kullanabilirsiniz.