Hatay'ın başkenti olan Antakya, ilin hem tarihi hem de duygusal merkezi. MÖ 300'lerde I. Selevkos Nikator'un kurduğu Antiokheia'dan bu yana kesintisiz yerleşim gören şehir, Roma döneminde imparatorluğun üçüncü büyük kentiydi ve bugün hâlâ bir caminin yanı başında bir kilise, birkaç sokak ötesinde bir havra barındıran nadir yerlerden biri. 6 Şubat 2023 depremi kentin tarihi dokusuna ağır darbe vurdu, ama merkezdeki sokaklar aynı zamanda Türkiye'nin en dikkatle izlenen yeniden inşa süreçlerinden birine sahne oluyor — kimi cadde ve yapılar yeniden açılırken kimi hâlâ iskele altında.
Eski adıyla Herod Caddesi olan Kurtuluş Caddesi, dünyanın meşalelerle aydınlatılan ilk caddesi olarak anlatılır. 1,5 kilometrelik bu tarihi hat, kentin en yoğun sivil mimari dokusunu taşıyor: 409 tescilli yapı, aralarında konaklar, dükkanlar, bir sinagog ve birkaç kilise. Depremden en çok etkilenen bölgelerden biri olan cadde, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile AB destekli projeler kapsamında adım adım restore ediliyor; geleneksel taş cephe ve kiremit çatı detayları korunarak yeniden inşa ediliyor. Çalışmalar 2026 itibarıyla tamamlanmaya yaklaşmış durumda, ama caddenin tamamının eski hareketliliğine kavuşması biraz zaman alacak gibi görünüyor. Yine de burada yürümek, kentin yeniden ayağa kalkışını yakından görmek isteyenler için anlamlı bir durak.
Şehrin üzerine kurulu olduğu tepe, antik dönemde Silpius adıyla anılan, bugün Habib-i Neccar Dağı denen yükselti. MÖ 300'lerde inşa edilen Antakya Kalesi'nin surları yaklaşık 12 kilometre uzunluğunda ve 360 kuleyle destekleniyordu; kalenin kuzeyde Halep Kapısı, doğuda Demir Kapı, güneyde Şam Kapısı, batıda Köprü Kapısı ve kuzeybatıda Köpek Kapısı olmak üzere beş kapısı vardı. Büyük bölümü yıkık olsa da doğu yönündeki kesimler hâlâ ayakta. Dağın zirvesindeki iç kale kalıntılarına çıkan patika, Antakya'yı ve Asi Nehri'ni kuş bakışı gören bir seyir noktasına ulaşıyor; burada oturup manzara eşliğinde çay içilebilecek küçük bir kafe de var — özellikle gün batımında gitmeye değer.
Şehri ikiye bölen Asi Nehri'nin en tuhaf özelliği, çoğu nehrin aksine güneyden kuzeye akması; bu yüzden adına "asi" (isyankâr) denmiş. Lübnan'da doğup Suriye üzerinden Hatay'a giren ve Akdeniz'e dökülen nehir, akşamları ışıklandırılan taş köprüleri, kıyı boyunca sıralanan kır bahçeleri ve balık restoranlarıyla Antakyalıların en çok vakit geçirdiği yerlerden biri. Nehir kenarındaki parkta kısa bir yürüyüş, günü kapatmak için iyi bir seçenek.
İpek Yolu'nun tarihi bir durağı olan Uzun Çarşı, bugün de Antakya'nın ticaret ve gastronomi kalbi. Baharatçılar, bakırcılar, künefeciler ve zahter satan dükkanlar art arda sıralanıyor; çarşının Aktarcılar ve Baharatçılar bölümü, yerel baharat ve şifalı bitki alışverişi için özellikle tercih ediliyor. Çarşının içindeki Kurşunlu Han, 1660'ta Köprülü Mehmet Paşa tarafından, Hicaz'a giden Surre Alayı'nı ağırlamak için yaptırılmış; restore edilen zemin katında bugün 23 dükkan, bir esnaf lokantası ve bir sergi salonu var. Çarşı da depremden nasibini almış olsa da esnafın önemli bir kısmı yeniden kepenk açtı; alışveriş için künefe, zahter ve Antakya'ya özgü sürk peyniri iyi birer tercih.
Uzun Çarşı'nın hemen üstünde kalan Zenginler Mahallesi, Antakya'nın avlulu taş evleriyle tanınan tarihi semtlerinden biri; kimi 180 yıla yakın bu evler zamanla restoranlara, kafelere ve küçük müzelere dönüştürülmüştü. Bunlardan biri, 1940'larda Asaf Asfuroğlu'nun kurduğu cam atölyesinin mirasını taşıyan Antakya Camları Müzesi: kendine özgü yeşil Antakya camı örnekleri, 140 yıllık bir Antakya evinde sergileniyor. Mahalle depremde ağır hasar gören bölgelerden biri oldu; bugün buradaki bir yürüyüş, hem yeniden düzenlenen avluları hem de hâlâ süren yeniden inşa çalışmalarını bir arada gösteriyor.
Antakya'nın üç dinin yüzyıllardır bir arada yaşadığı bir kent olması boşuna değil. Kurtuluş Caddesi çevresinde Habib-i Neccar Camii, Antakya Sinagogu, Ortodoks Rum Kilisesi, Katolik Kilisesi ve Protestan Kilisesi birbirine yürüme mesafesinde duruyor; Sarımiye Camii'nin duvarı Katolik Kilisesi'ne bitişik, hemen karşısında ise sinagog var — ezan, çan ve havra seslerinin aynı sokakta duyulduğu az sayıda yerden biri burası. Birkaç adım ötede, Habib-i Neccar Dağı'nın eteğinde St. Pierre Kilisesi bulunuyor. Kentteki iki mozaik müzesinden biri, Necmi Asfuroğlu Arkeoloji Müzesi, de bu bölgeye yakın ve şu an ziyarete açık. Bu yapıların hangilerinin ziyarete açık, hangilerinin hâlâ restorasyonda olduğu zaman zaman değişiyor; gitmeden önce güncel durumu bir kez teyit etmekte fayda var.
Antakya, Hatay'ın diğer noktalarına gitmek için doğal bir üs. Harbiye (Defne) merkeze 7, Samandağ 25-30, Titus Tüneli yaklaşık 30, Arsuz ise 60 kilometre uzaklıkta; bu mesafelerin hiçbiri bir saati geçmediği için günübirlik çıkışlar rahatlıkla Antakya'dan planlanabilir. Altınözü ise zeytinlikleri, tarihi köyleri ve farklı kültürlerin izlerini görmek isteyenler için Antakya'dan günübirlik eklenebilecek rotalardan biri. Sabah tarihi merkezi gezip öğleden sonra Samandağ sahiline inmek ya da Harbiye'de bir çay molası vermek, Antakya'yı üs alan bir rotada gayet mümkün.
Konaklama seçenekleri şehir merkezinde ve yakın çevresinde toparlanma sürecinde; büyük otel zincirlerinin yanında butik pansiyon sayısı da artıyor. Rotanızı netleştirdikten sonra Tatilox üzerinden size uygun oteli karşılaştırıp ayırtabilirsiniz. Yeme içme tarafında Uzun Çarşı ve Kurtuluş Caddesi çevresindeki esnaf lokantaları, tepsi kebabından oruğa kadar Hatay mutfağının klasiklerini sunuyor; künefeyi ise şehrin köklü künefecilerinden birinde denemek gerekiyor. Daha modern bir akşam arayanlar için Atatürk, Hürriyet ve Saray caddeleri çevresi, kafe ve restoranlarıyla şehrin güncel yaşamının sürdüğü noktalar.
Antakya'nın tarihi merkezini gerçek anlamda gezmek için bir tam gün genelde yetiyor; Kurtuluş Caddesi, Uzun Çarşı ve Zenginler Mahallesi birbirine yürüme mesafesinde olduğu için yoğun bir program bile rahatça sığıyor. Samandağ ya da Arsuz'a geçiş planlayanlar, sabah erken başlayıp öğleden sonra tamamlanan bir Antakya turuyla güne devam edebilir.
Hatay Havalimanı (HTY), Antakya merkezine yaklaşık 25 kilometre uzaklıkta; havalimanından merkeze taksi ya da şehir içi otobüs hatlarıyla ulaşmak mümkün. Şehirlerarası otobüsler Antakya otogarına iniyor, otogar merkeze birkaç kilometre mesafede. Şehir içinde Kent Kart'la işleyen belediye otobüsleri ana güzergahları kapsıyor; tarihi merkez ise büyük ölçüde yürüyerek gezilebilecek kompaktlıkta.
Antakya, tarih, inanç ve gastronomiyi bir arada deneyimlemek isteyenlere hitap eden bir rota; kentin yeniden inşa sürecini yakından görmek isteyenler için de ayrı bir anlam taşıyor. Samandağ ya da Arsuz'da deniz tatili planlayanlar içinse Antakya, güzergaha kolayca eklenebilecek yarım ya da bir günlük bir şehir molası.